Park Camii
  KİME MÜSLÜMAN DENİR
 

A- KİME MÜSLÜMAN DENİR?



Müslümanlık, bir söz, bir iddia değildir. Müslüman olmanın şartları vardır, bu şartları yerine getirirse Müslüman sayılır. Müslüman olmanın vasıfları vardır. Bu vasıflara sahip olana Müslüman denir.

Etrafımıza baktığımız zaman adı Müslüman yani dünya Müslüman’ı insanlar görürüz. Bunların yanında inanışlarıyla, yaşayışlarıyla farklı olan hem dünya hem de ahiret Müslümanları vardır.

Bir insanın nüfus cüzdanında Müslüman yazması veya “ben de Müslüman’ım” demesi, Müslüman olması için yeterli değildir. İslam’ı yaşanmadıktan sonra gerisi kuru bir laftan ibarettir.

Müslüman, yaratılış sırasında Cenab-ı Allah’a verdiği sözü yerine getiren, vadinde duran kimsedir.

Müslüman, İslam’ın beş temel şartını şeksiz, şüphesiz kabul edip benimseyen ve gereğini yapan insandır.

Kimse kendini aldatmamalıdır. Yoksa sonunda pişman olanlardan olacaktır. Kurtulmak isteyen kendi kendine sormalıdır:

- Ben Müslüman mıyım? demelidir. Ve bu soruya cevap bulmalıdır.

- Neyimle, ne kadar Müslüman’ım? Müslümanlık hayatımın neresinde, evimin neresinde, işimin neresinde, eşim, çocuklarım ne ölçüde Müslüman? Demelidir.

Tekrar sormalıdır:

- Allah Resulü iki emanet bırakmıştı; Kur’an ve sünnet. Benim bu iki emanete yakınlığım ve alakam ne ölçüde? Bu halimle Allah bana “kulum” der mi? Mağfiret eder mi? Peygamber (as) “Ümmetim” der mi? Sahip çıkar mı? Şefaat eder mi? Demelidir.

Tekrar sormalıdır:

- Beni gören kimseler bana ne der? Müslüman mı der, inançsız mı der, yoksa iki yüzlü riyakâr, münafık mı der?

Bize bakan:

- Şuna bak namaz da kılıyor derse o namazın bize ne faydası olur?

- Şuna bak bir de Müslüman geçiniyor ! derse, bizim yüzümüzden İslam ve Müslüman zarar görüyorsa, ne olur halimiz?

Unutmayalım İslam’ı yaşanır hale getirmeden, hayatımızda İslam’a yer vermeden, İslam bizi kurtarmaz.

Hz. Ömer (ra)’ın yardımcısı puta tapanlardanmış. Ona sormuş:

- Beni beğeniyor musun? Beni seviyor musun? Yardımcısı:

- Evet, demiş. Hz. Ömer (ra) ona demiş ki:

- Bu benim dinimin güzelliğindendir. Gel sen de Müslüman ol kurtul!” demiş. Onu İslam’a davet etmiş.

Bizde böyle bir güzellik var mı? Halimizle yaşantımızla etrafımızdakilere: “İmana gel, İslam’a gel!” deyip tebliğ görevimizi yapabiliyor muyuz?

Müslüman olabilmek, Müslüman kalabilmek için şeytan bize vesvese ile yaklaşınca, dünya ile yaklaşınca, karşı cinsle yaklaşınca, günah ve haramlarla yaklaşınca tavrımız çok önemli. O anda nefsimize ve şeytana yenik mi düşüyoruz. Yoksa Müslüman vasfımızı koruyor muyuz? İşte bütün mesele burada.



a- Müslüman nasıl olur?

Müslüman sözde değil özde Müslüman olmalıdır. Müslüman denilince, farklı insan akla gelmelidir. Kendisine bakılınca Allah, peygamber akla gelmelidir.

Hz. Ali (ra) peygamber (as)a şöyle sorular sormuş ve şu cevapları almış:

- Allah’a nasıl ibadet edeyim?

- Allah’ı görüyormuş gibi.

- Allah’tan ne isteyeyim?

- İki cihan saadeti ve bağışlanmak.

- Ben ne iş işleyeyim?

- Allah’ın ve Resulünün emirlerini yap.

- Ben nasıl kurtulurum?

- Helal yemek ve doğrulukla.

- Hak nedir?

- Ömür boyu Kur’an-a uymaktır.

- Rahatlık nedir?

- Allah’ın nur cemalini görmektir.

- Fesat nedir?

- Allah’a şirk koşmak ve kafir olmaktır.

- Vefa nedir?

- Kelime –i şahadet getirip, Allah’a verdiğin sözde durmaktır.



b. Kur’an-a göre Müslüman’ın Vasıfları:

Kur’an-da Müslüman’dan şöyle bahsedilmiştir:

- “O Allah ki size “Müslümanlar adını verdi. Öyle ise namaz kılın; zekat verin ve Allah’a sımsıkı sarılın.” (Hac.78)

- O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışlarda bulunanları sever. (Al-i imran: 134)

- “Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki namazlarında huşu içindedirler. Onlar boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekat verirler. Onlar iffetini korurlar. Onlar zinaya düşmezler. Onlar haddi aşmazlar. O Mü’minler ki emanetlerine, ahitlerine riayet ederler. Onlar namaza devam ederler. Böylece cennete varis olan bu kimseler orada ebedi kalıcıdırlar.” (Mü’minun: 1 – 11)

- “Gerçekten insan hırslı yaratılmıştır. Kendisine bir fenalık dokunduğunda sızlanır feryat eder. Ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir. Ancak şu kimseler öyle değildir: Namaz kılanlar ki, onlar namazlarında devamlıdırlar. Mallarında ihtiyaç sahiplerine hak tanırlar. Ceza ve mükafat gününe inanırlar. Rablerinin azabından korkarlar. Irzlarını korurlar. Emanete ve ahitlerine sadık kalırlar. Şahitliklerini dosdoğru yaparlar. Namazlarında ihmalkâr davranmayanlar, işte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.” (Meariç: 19 – 35)

- “Rahmanın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeden selam derler, onlar harcadıklarında ne israf ederler ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta yol tutarlar. Onlar Allah’tan başka bir tanrıya yalvarmazlar. Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar. Zina etmezler. Onlar yalan yere şahitlik etmezler. Boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile geçip giderler. Kendilerine Allah’ın ayetleri hatırlatıldığında kör ve sağır gibi davranmazlar. Onlara ebedi kalacakları cennet vardır.” (Furkan: 63 – 76)

diğer bazı ayetlerde de Müslüman’ın vasıfları şöyle sıralanmıştır:

- Yalnız Allah’a güvenip dayanırlar.

- Sadece Allah’a ibadet ederler, yalnız ondan isterler, ancak ondan korkarlar.

- Allah anıldığı zaman kalpleri titrer.

- Namazı dosdoğru kılarlar.

- İyiliği emreder, kötülükten men ederler.

- Sabrederler, isyan etmezler.

- Peygambere itaat ederler.

- Allah’ın verdiğinden Allah yolunda harcarlar.

- Yalana, günaha, harama bulaşmazlar.

- Boş şeylerden yüz çevirirler.

- Irzlarını korurlar.

- İsraf etmezler, cimri de olmazlar.

- Allah’a güvenip, Allah’a dayanırlar.

- Emaneti korurlar.

-Allah’ı çok zikrederler, ibadette gevşeklik göstermezler.

- Doğru dürüst yaşarlar.



c. Hz. Peygamberin hadislerine göre Müslüman’ın vasıfları:

Peygamber (as) Müslüman’ı şöyle tarif etmiştir: “Müslüman elinden, dilinden Müslümanların emin olduğu kimsedir.” (Tirmizi, iman: 12)

- “Müslüman’ın her şeyi hayırdır. Sevinir, şükreder, üzülür sabreder. İki halde de sevap kazanır.” (Ramuz el – E-hadis: 314/12)

- Hayırlı Mü’min, ömrü uzun ameli güzel olandır. (Tirmizi, Zühd: 21)

- “Mü’minin her işi faydalıdır. Onunla yürürsün sana fayda verir. Onunla iş yaparsın sana fayda verir.” (Ramuz e’l – E-hadis: 231/7)

Diğer bazı hadislerde Müslüman’ın vasıflarından şöyle bahsedilmiştir:

- Müslüman güvenilir kimsedir.

- Kul hakkına riayet eder.

- Sünnet üzerine yaşar.

- Her işinde Allah rızası gözetir.

- Hedefi iyi bir kul olmaktır.

- Her şeyin hayırlısını diler.

- Bid’at ve hurafelerden kaçar.

- Her zaman hesap vermeye hazırdır.

- Herkese iyi davranır.

- İşine, sözüne sadıktır.

- Örnek kimsedir.

Bunlar Müslüman’ın belirgin vasıflarındandır.

İyi Müslüman olmak için dinin yaşanması gerekir. Öyle namazsız, Kur’ansız iyi Müslüman olunmaz.

İyi Müslüman olmak için:

- Helalden kazanmak helalden yiyip içmek,

- Değil haramdan, günahtan, mekruhlardan ve şüpheli şeylerden kaçınmak gerekir.

- İyi Müslüman, yaptığını güzel yapar, sözün güzelini söyler.

- İyi Müslüman, faydacı kimsedir.

- Müslüman’ın imanı onu her olumsuzluktan alıkoyar.

Mevlana: “Nice insanlar gördüm üzerlerinde elbiseler yok. Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok” demiş. Adam Müslüman’ım diyor, bütün olumsuzluklar üzerinde kendisinde bulunması gerekenler yok.

Müslüman değişik insandır. Onun vasfı, değişir ve değiştirir.

Bugün bir çoklarının İslam anlayışını değiştirmesi lazım. Nüfus cüzdanı Müslümanlığından, levha Müslümanlığından kurtulup, gerçek Müslüman kimliğine kavuşması lazım. Birçoğumuz astığı dini bir levhayı okuyacak durumda değildir. Bundan da önemlisi, kutsal kitabı Kur’an-ı Kerimi okuyamamaktadır. Müslümanlığımız sanki zorla kıyılan nikah gibi. Müslüman gibi mi yaşayalım, ehli dünya gibi mi yaşayalım, bir türlü karar veremiyoruz.

Müslüman, “Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler vallahi inancımdan vazgeçmem” diyen peygamberi gibi Allah’la yaptığı antlaşmaya sadık kalmadıkça gerçek Müslüman olamaz.



d. Genel olarak Müslüman’ın vasıflarından bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Olaylardan ders alır ve öğüt dinler.

2. Allah’ın kullarını özellikle inananları kardeş bilir.

3. Allah’ı affedici olarak bilir.

4. Öncelikle Allah’ın emirlerine boyun eğer, sünnetten ayrılmaz ve kendisini Allah’a yaklaştıracak nafileleri terk etmez.

5. Söz söylediği zaman güzel söyler, iş yaptığı zaman güzel ve tam yapar.

6. Haksızlıktan, zulümden kaçınır. Başkalarına yardım eder, hayır da yarışır.

7. Sabretmeyi, şükretmeyi sever. Kendisine iyilik yapanlara teşekkür eder.

8. Günah ve haram olan şeylerden kaçar. Günaha düşmeyi ateşe düşmek olarak kabul eder.

9. Kötülerden uzaklaşır, doğrularla beraber olur.

10. Kur’an-ı Kerimi rehber, Muhammed (as)ı önder kabul eder.

11. Öğrenmeyi sever, bildiği ile amel eder.

12. Nefsini düşman bilir. Şeytana uymaktan hoşlanmaz.

13. Komşuları ile iyi geçinir. Haklarına riayet eder. Her konuda güven verir.

14. Yalan söylemez, vaadinde durur ve her konuda güvenilir kimsedir.

15. Müslüman, haya sahibidir, sade bir hayat sürer. Eline, beline ve diline sahip olur.

16. Müslüman’ın iyilikleri, ibadetleri devamlıdır.

17. Fitneye, ayrılığa sebep olacak şeylerden uzak durur.

18. Kendisini Allah’tan uzaklaştıracak olan gafletten uzak durur.

19. Dinin emir ve yasaklarına karşı duyarlıdır. Günah ortamlarından uzak durur.

20. Dua etmeyi, tevbe etmeyi asla ihmal etmez.

21. Cimri de olmaz, israf da etmez. Orta yol tutar, iktisatlı olur.

22. Öleceğini unutmaz ve ölümden sonrasına hazırlanır.

23. Af edici olur, hoş görülü olur.

24. Mal toplama hırsı taşımaz. Allah’tan gelene razı olur.

25. Nimetinde musibetinde imtihan olduğunu bilir. İyiliklerle şımarmaz, musibetle isyan etmez.

26. İyiliğe öncülük eder, kötülüğe çığır açmaz.

27. Boş ve manasız şeyleri terk eder, güzel yaşar, güzel ölür.

28. İnsanların kusurlarını yüzüne vurmaz. Kimse ile alay etmez. Başkalarının sırrını yaymaz.

Fazla uzatmaya gerek yok. Konuyu şöyle özetleyelim:

Müslüman olanın kötülüklerle, günahlarla ve haramlarla uzaktan yakından ilgisi olmaz. Müslüman işi hep hayırdır. Çünkü onun Allah katında değeri vardır.









B. MÜSLÜMAN NASIL OLUR?



Müslüman, kelime manasıyla; İslam’ı kabul eden ve kurtulan insan demektir.

İslam, Cenab –ı Allah tarafından en son insanlığa gönderilen hak dinin adıdır. İslam’dan başka din arayanın dini makbul değildir. İslam’dan başka din arayan hesap günü zarar edenlerden olacaktır.

Kur’an insanı İslam’a teslim olmaya çağırır. Ölünceye kadar da İslam üzere yaşamaya davet eder. “Müslüman doğduğun gibi Müslüman olarak öl” der. “Ölünceye kadar Allah’a ibadet et” der.

İslam’a teslim olana korku yoktur. O, neticede üzülmeyecek ve pişman olmayacaktır.

Kur’an-da: “İman edip Salih ameller işleyenler, halkın en hayırlılarıdır” diyor. (Beyyine: 7)

Kur’an, Allah’a ve İslam’a teslim olmaya davet ediyor.

- “Ey iman değerine erişmiş olanlar! Kendinizi tam olarak Allah’a teslim edin ve hep birlikte İslam’ın emrine girin: Şeytanın ardından gitmeyin çünkü o, sizin için açık bir düşmandır.” (Bakara: 208) davetinde bulunuyor.

İman etme şerefine erişen kimse, imanını kaybetme korkusu taşımalıdır. Şeytanın amellerini boşa çıkarma korkusu taşımalıdır. Dünyanın ahireti unutturması korkusu içinde olmalıdır.

Bundan başka:

- Tevbe ederim ümidiyle günah işleme,

- Bildiği ile amel etmeme,

- Allah’ın verdiklerine şükretmeme,

- Ölümü unutma ve hesap günü kaybedenlerden olma korkusu taşımalıdır.

Hz. Peygamber (as) Müslüman’ın sabır ve şükür halini şöyle ifade ediyor:

- “Mü’min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi kendisi için hayırdır. Bu durum sadece mü;’mine hastır. Ona memnun olacağı bir şey gelse, şükreder. Bu ise hayırdır. Bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır.” (İ. Canan, Hadis Ans: 1/38

Bugünün Müslüman’ı olması gerektiği gibi değil. Bakan, taşıması gereken vasıfları onda göremiyor.

İki milyara yaklaşan İslam alemine bakın; kaynıyor, tek kelimeyle perişan. Müslüman Müslüman’la kavgalı, Müslüman Müslüman’ı unutmuş, Müslüman İslam kardeşliğini unutmuş, İslam’ı kendisine empoze edildiği gibi yaşıyor. Zannederim bu hal, İslam’a uymamanın cezası…



a. Müslümanın vasıfları

Kur’an-da Müslüman’ın bazı vasıfları şöyle bildirilmiştir:

- Gerçekten Allah’ın emrine boyun eğerler.

- Allah’ı ve peygamberi gerektiği gibi tasdik ederler.

- İbadete devam ederler.

- İşinde ve sözünde sadıktırlar.

- Sabrederler.

- Mütevazıdırlar.

- Sadaka verirler.

- Oruç tutarlar.

- Irzlarını korurlar.

- Allah’ı çokça zikrederler. Allah bunlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (Ahzab: 35)

Büyüklerimiz zaman zaman sormuştur: “Müslüman mıyız?” diye. Bununla kendimize gelmemizi, düşünmemizi istemişlerdir.

Hz. Ömer (ra) sık sık sorarmış: “Ben de münafıklık alameti var mı? Diye.

Bir İslam büyüğü de sık sık aynaya bakarmış. Sebebini sormuşlar: “Allah günahlarımdan dolayı yüzümü kararttı mı ona bakıyorum” cevabını vermiş.

Evet Müslüman, Müslüman olmanın vasıflarını taşıyıp taşımadığını araştırmalıdır. Ben kime benziyorum? Allah hangi vasıfta Müslüman istiyor? Bana bu halimle Müslüman derler mi? Sorularına cevap aramalıdır.

Hayat yolu imtihanlarla dolu. Yollar bazen yokuş bazen iniş, bazen de düz. Müslüman dikkat etmezse her halde de zarar görebilir. Müslüman yokuşta ümitsiz, inişte aşırı ümit var, düze çıktı mı nemelazımcı olmamalıdır.

Yaşadığımız hayat imtihanlarla dolu. Sonuçta kimisi kazandı, kimi de kaybetti. Bazıları kötülükleri ile göçüp gittiler. Eğer onlar geri gelseydi bize neler derlerdi neler? Aldanmayın, kendinize yazık etmeyin, bu halinizle sakın buraya gelmeyin, iyiliklere sarılır, güzel ameller işleyin gibi öğütler verirlerdi sanırım.

Müslüman olmanın bir gereği vardır. Müslüman isterse günahsız bir hayat yaşayıp, Müslüman’da bulunması gereken vasıflara sahip olabilir.

Bugün bir çoklarına “Müslüman mısın?” diye sorsak “Evet” diyecektir. “Nasıl, neyinle Müslümansın? Müslüman’ın hangi vasfını taşıyorsun? desek susacaktır.

Allah’a inandığını söyleyen Allah’ın emirlerine boyun eğer. Müslüman olmanın beş temel şartını noksansız yerine getirir.

Allah bir şeyi emreder de o yapılmazsa, bu Allah’a isyandır.

Müslüman’ın bir özelliği de etrafa yanlış mesaj vermez. “Şuna bak” dedirtmez. İslam’a ve Müslümanlara laf söyletmez, zarar vermez.







b. Nasıl Müslüman?

Müslüman olmanın getirdiği sorumluluklar vardır: Önce İslam Müslüman’ın hayatının tümünü kapsayacaktır. Kalbi, kavli ve hali bir, sözde değil, özde Müslüman olmalıdır.

İyi Müslüman olmalıdır. Bunun da şartı ikidir: Birincisi; iman, ikincisi; huy güzelliğidir. Aslında güzellik insanın fıtratında vardır. İşte İslam, fıtratındaki güzelliği emreder.

Allah: “- İnanan, iyi iş yapanlar, halkın en iyileridir.” (Beyyine: 7)

- “Sizi abes olarak mı yarattığımızı zannediyorsunuz.” (Mü’min: 115)

Hz. Peygamber de: “En iyiniz ahlakı en güzel olanınızdır.” Buyurur.

Hz. Ömer: “Bir insanın sözüne değil, ameline bakın” der.



1- Nasıl iyi Müslüman olunur?

- Müslüman, iyi niyetlidir. İnsanın niyeti çok önemlidir. Niyet iyi ise, her şey iyi olur.

Hz. Peygamber: “Mü’min’in niyeti amelinden hayırlıdır.” Bir hadislerinde de: “Kim iyilik yapmaya niyet eder de yapamazsa, Allah ona, o iyiliği işlemiş sevabı yazar. Eğer o iyiliği işlerse, ona on mislinden yedi yüz misline kadar iyilik sevabı yazar.” (Buhari, Rikak: 31) der.



2- Müslüman’ın kalbi temizdir: Kalp temizliği, “Benim kalbim temiz” demekle olmaz. Şair: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Demiştir. İyi iş yapmayanın, Allah’ın buyruklarını yerine getirmeyenin, kalbi temiz olmaz.



3- Müslüman’ın teslimiyeti tam olur: Dinde bana göre, bence, falana göre olmaz. Allah neyi vahyetti, peygamber, neyi getirdiyse odur. Dinde inandım demenin bir manası vardır.

Allah: “Eğer sana uymazlarsa, onların sadece heva ve heveslerine tabi olduklarını bil.” (Kasas: 30) buyurur.

Müslüman’ın görevi, Kur’an ve sünnete tam bir bağlılıktır.

Peygamberin ifadesiyle: “Sözlerin en güzeli, Allah’ın kitabı, yolların en doğrusu Muhammedin yoludur.” (Buhari Edep: 70)



4- Müslüman her türlü bit’attan uzaktır:

Hz. Peygamber: -“Kim dinde olmayan bir ameli işlerse, o şey mevcuttur. (Kabul olmaz)” (Buharı Buyu: 60)

- “İşlerin en kötüsü ve en zararlısı, dinde olmadığı halde, sonradan uydurulan dine sokulanlardır. Böyle uydurulmuş şeyler bit’attır. Her bit’at sapıklıktır. Sapıklığa düşen de cehennemdedir.” (Nesei, Iydeyn: 22) der.

Bazılarının bir şeyi yapması veya çoğunluk olması, gerçeği değiştirmez.



5- Müslüman’ın ahlakı güzeldir: Dinde, insanın amelinden ziyade ahlakına bakılır. Zira kötü ahlak amelleri boşa çıkarır.



6- Müslüman, imanda amelde, hayır ve hizmette devamlılık gösterir: Peygamber: “Sevabı en çok olan amel, az da olsa devamlı olandır.” (Buhari iman: 32) buyurmuştur.

Yapılan amellerle övünmek, amelleri yeterli görmek veya terk etmek yanlıştır.

İbadetler geciktirilmez. Geciktirmek, tevbeyi gerektirir, terk ise, isyandır. Kur’an-da: “Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin ve onu sabah akşam tespih edin. (Ahzab: 41 - 42) buyrulmuştur.



7- Müslüman zararsızdır:

Müslüman, eline beline ve diline sahip olur. Elinden dilinden başkalarının emin olduğu kimsedir.

Yunus: “Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek” der.

Başkalarına zarar veren, çoluk çocuğunu dövüp sövenler Müslümanlığını gözden geçirmelidir.

Bir gün Allah Resulü ashabına:

- “Vallahi cennete giremezsiniz” diye üç defa tekrar etmiştir.

Ashabı:

- “Kim cennete giremez Ey Allah’ın elçisi?” diye sormuş, o da şu cevabı vermiştir:

- Komşusu kendisinden emin olmayan cennete giremez.

İnsanların en hayırlısını tarif ederken de “Başkalarına en çok faydalı olandır.” İfadesini kullanmıştır.



8- Müslüman duyarlıdır:

Müslüman, etki insanıdır, tepki insanıdır. Uyanık kimsedir. Nemelazımcı değildir. Güzel hali ve ahlakı ile tebliğ adamıdır.

Müslüman, gafletten, hatada ısrar etmekten kaçınan kimsedir. Peygamber (as): “Olgun mü’min yılan deliğinde iki kez ısırılmaz” der. (Buhari, edep: 83)

Müslüman, Müslüman’ın kötü haline asla sevinmez. Müslüman’ın kötü haline üzülmeyen iyi Müslüman değildir.



9- Müslüman vaktini boşa harcamaz:

Müslüman boş ve manasız şeylerle uğraşmaz. Peygamber (as) şöyle der: “Bir insanın boş şeylerle uğraşması, Allah’ın o kulu terk ettiğinin alametidir.”

Müslüman’ın boş vakti olmaz, beş vakti olur. Müslüman kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk eder.

Ahiret sorularından biri “Hayatını nasıl ve nerede geçirdin?” olduğu bildirilmiştir.

10- Müslüman hatada ısrar etmez:

Peygamber (as) şöyle demiştir: “Yaptığı hatada bile bile ısrar edenlere yazıklar olsun.”

Herkes hata eder. Önemli olan hatadan dönmektir. “Tevbe eden günahsız gibidir” denmiştir.

Müslüman, hatada olanı da terk etmez. Ebu Derda Hazretleri, günah işlediği için tartaklanan birini görür. O gruba yaklaşarak sorar:

- Bunu niye hakaret edip, tartaklıyorsunuz?

- Bu adam günah işlemiş, derler.

- Bu adam çamura düşmüş olsaydı ona yardım edip kaldırmaz mıydınız?

- Evet kaldırırdık.

- Öyle ise onu bırakın, sizi böyle bir günaha düşmekten koruyun Allah’a hamd edin.

Oradakiler biraz şaşırdılar ve Ebu Derda’ya sordular:

- Peki sen bu adama kızmaz mısın?

Ebu Derda şu cevabı verdi:

- Ben onun yaptığı kötülüğe kızarım. O günahı terk ettiği zaman yine benim kardeşimdir.



11- Müslüman, Müslüman olarak ölmek için çalışır.

Müslümanın ideali ve hedefi Müslüman olarak yaşamak ve Müslüman olarak ölmek olmalıdır. Bu alemlerin Rabbi olan Allah’ın isteğidir:

- “Ey insanlar! Allahtan korkun ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Al –i imran: 102)

Bu emre göre Müslüman:

-“Ya Rabbi! Bizi Müslüman olarak öldür” (A’raf: 126) diye dua edecektir.

- “Ya Rabbi! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle beraber al.” (Al–i İmran: 193) diye Rabbine yalvaracaktır.

Ancak bu şekilde güzel bir ölümle ölünür.



c- Müslüman iyi niyet sahibidir:

Niyet, bir şeyi yapmak istemek, bir şeye karar vermek demektir.

Dinimizde, ibadetlerde niyet çok önemlidir.

Niyet iyi olursa, halis olursa yapılan iş ancak o zaman makbul olur. İnsan samimi olursa iyi niyetli olursa ancak o zaman sevap kazanır. Ne derler: Niyet hayır, akıbet hayır.

Kötü niyetin sonu hayır ve iyilik gibi görünse de onda sevap olmaz. Kur’an-da: “İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir.” (Al –i imran: 29) buyrulmuştur.

Bu konuda peygamber (as): “Ameller niyete göredir. Herkesin niyetine göre amelin karşılığı varır.” Buyurur. (R. Salihin : 1/3)

Diğer hadislerde de şöyle buyurmuştur:

“-Allah sizin kalıbınıza ve görünüşünüze bakmaz. Kalbinize bakar.” (Age: 1/7)

- “İki Müslüman silahları ile karşılaşırsa ölen de öldüren de cehennemdedir.” Der. Orada bulunanlar:

- Öldüren tamam, ölene ne oluyor? Derler.

Peygamber (as):

- O onu öldürmese o öldürecekti, cevabını verir. (Age: 1/9)

12 nolu hadiste ve 20 nolu hadiste de iyi niyetleri yüzünden kurtulan mağaradakilerle, 99 kişiyi öldüren adamdan bahsedilmiştir.



d. Müslümanın en belirgin özelliği güzel ahlakıdır.

İman güzel ahlaklık olmayı, faydalı işler yapmayı gerektirir. Çünkü kötü ahlak inanca da, ibadetlere de zarar verir.

Peygamber (as) şöyle demiştir: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Ahlakınızı güzelleştiriniz. En hayırlınız ahlakça en güzel olanınızdır.” (Age: 627)

Kur’an-da da şöyle buyrulmuştur:

- “Kim öç almayıp bağışlarsa, işte bu büyüklerin işidir.” (Şura: 43)

- “Hiddetini yenenlere ve insanların kusurlarını bağışlayanlara cennet vardır. Allah iyilik edenleri sever.” (Al –i İmran: 134)

Nuh’un boğulan oğlu için Allah:

- “Ey Nuh! O senin ailenden değildir. Çünkü o, iyi olmayan amel sahibidir. Cahillerden olma” demiştir. (Hud: 45 - 46)

Güzel ahlak kısaca nedir: Sabırdır, iyi niyettir, iffettir, adalettir, yararlı iş yapmaktır, merhametli olmaktır, yaratılanı yaratandan dolayı sevmektir.

Güzel ahlak her şeyi güzelleştirir. Kötü ahlak da her şeyi çirkinleştirir.



e. Müslüman taviz vermez:

Müslüman iman etmiş ve İslam’la şereflenmiştir. Onun bunun hatırına iş yapmaz. Allah’la, peygamberle yaptığı ahitten asla dönmez. Bu konuda İslam tarihinden bazı örnekler verelim:

Mekke’de Müslümanlara yapılan işkenceleri fazla bulanlar oluyordu. Bunlardan bazıları Müslümanlara yardım ediyor, yiyecek veriyordu. Buna karşılık da “Bu kadar zulme nasıl dayanıyorsunuz? Dininizde inat etmeyin” diyorlardı. Müslümanlardan hiçbiri zerre kadar taviz vermiyor, hak davalarında mücadele ediyorlardı.

Sad bin Ebi Vakkas, ilk Müslüman olanlardandı. Annesi Müslüman olmasına gücenmiş, yeniden eski durumuna dönmesini istemişti. Oğlu dönmeyeceğini söyleyince annesi “yemem, içmek açlıktan ölürüm, annelik hakkımı da helal etmem” demişti. Ebi Vakkas şöyle cevap vermişti: “Anneciğim, yüz canım olsa, her biri parça parça çıksa ben yine dinimi terk etmem. İster ye ister yeme!”



* * *

Ebu Huzafe Bizanslılara esir düşmüştü. Hükümdarın huzuruna götürdüler. Bir türlü dininden döndüremediler. Bizans hükümdarına, Müslüman kalmak Müslüman ölmek istediğini söyledi. Adet gereği ateşe atılmak için hazırladılar. Son bir defa daha papaz tekrar dininden dönmesini teklif etti. Ebu Huzafe: “Değil beni vücudumun tüylerinin her biri ben olsam, hepsi de ayrı ayrı ateşe atılsa, yine de dinimden dönmem” cevabını vermiş, orada bulunanları hayrette bırakmıştı. Hükümdarın elini öpmesi karşılığında serbest bırakılabileceğini söylediler, “Hıristiyan birinin elini öpmem” diyerek bu teklifi de kabul etmedi.



* * *

Peygamberimizin Amcası Ebu Talip son anlarını yaşıyordu. Kureyşin ileri gelenleri Ebu Talibe gelerek “kardeşinin oğlu ile aramızı bul” dediler. Tekliflerde bulundular. Ebu Talip:

- Ey kardeşimin oğlu, kavmimin eşrafı bana geldi. Bana ve kendine acı. Senin de benim de altından kalkamayacağımız işleri üzerimize yükleme. Onların hoşlanmayacakları sözleri söyleme” deyince Peygamberimiz:

- Amca! Güneş sağ elime, ay sol elime konsa, ben bu işten vazgeçmem. Ya Allah bu dini hakim kılar, yada ben bu uğurda canımı veririm” cevabını verdi.



* * *

Mekke’nin fethinden sonra Taifler Peygambere bir heyet gönderdiler ve bazı şartlar ileri sürdüler. Bunların kabulü şartı ile Müslüman olacaklarını söylediler. Şartları şunlardı: Faizin devamı, içkinin içilmesine müsaade, zinaya müsaade edilmesini istediler. Peygamberimiz bunların hepsini reddetti. Putları için iki sene müsaade istediler. Peygamberimiz reddetti. Bir yıl müsaade istediler, gene reddetti. Namazdan muaf tutulmalarını istediler. Peygamberimiz “ibadetsiz din olmaz” dedi. Zekattan, cihaddan muaf tutulmalarını istediler, Peygamber: “Cennete ne ile gidilecek” dedi. Nihayet putlarını kendi elleriyle kırmalarını istediler.

* * *

İslam’ın ilk günlerinde peygamberimiz Kâbe’nin duvarına dayandığı bir sırada, Müslümanlar Müşriklerin işkencelerinden şikayet ettiler. Onlara galip gelmek, zulümlerinden kurtulmak için dua etmesini istediler. Peygamberimiz şöyle buyurdu:

- Ashabım, sabrediniz! Sizden öncekiler için de öyle mazlumlar olmuştur ki, açılan çukura gömülür, sonra da testere ile ikiye bölünürdü de yine de dininden dönmezdi. Bir başkasına da demir tarakla işkence edilirdi bu da onu dininden döndüremezdi, demiş teselli etmiştir.

* * *

Ebu Talha, Müslüman olmadan güzel ve varlık sahibi biriydi. Her kadın onunla evlenmek isterdi. Müslümanlardan Ümmü Süleym’e evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym, Müslüman olduğu için bir putperestle evlenemeyeceğini söyledi. Evlenmeyi istediği halde imanına bir zarar gelmesinden korkuyordu. Çünkü o zaman müşrikler Müslüman kadınlarla evlenip eziyet olsun diye boşuyorlardı. Ebu Talha Müslüman oldu ve nikahlarını peygamberimiz kıydı.

* * *

Nakledildiğine göre Allah Musa peygambere:

- Ya Musa: Benim için ne amel işledin?

- Ya Rabbi senin için namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim…

- Namaz, oruç senin için cennete girmene sebeptir. Sadaka gölgedir. Sen benim için hangi ameli işledin?

- Ya Rabbi! Hangi amel senin içindir? Allah şöyle buyurdu:

- Ya Musa! Hiç benim için bir dost edindin mi? Yine benim için bir kimseye düşman oldun mu?



Peygamberimize Yapılanlar ve Peygamberimizin Örnek Davranışı:

Sevgili Peygamberimiz Allah’ın dinini yayma yolunda çok büyük acılara katlanmış, eziyet ve zulümlere maruz kalmıştır. Günahlarının esiri olan müşriklerin yapmadıkları hakaret, söylemedikleri çirkin söz kalmamıştır. Buna karşılık o yüce insan, güçlüklerin her türlüsüne karşı göğüs germiş ve davasından asla vazgeçmemiştir.

Peygamberimiz ve Ashabı, İslam’a davet uğrunda öyle zulümlere katlanmışlardır ki, bunlara ancak gönülleri iman ve Allah sevgisi ile dolu olanlar katlanabilirdi.

* * *

Peygamberimiz ilk önce yakınlarını İslam’a davet için evinde verdiği ziyafette ve Mekkelileri safa tepesine toplayıp İslam’a davet ettiği zaman amcası Ebu Lehep karşı çıkmış, her iki yerde de topluluğu dağıtmıştır. Hatta Safa tepesinde “Yuh sana” deyip taş atmıştı da Tebbet suresi nazil olmuştu.

Üzerine pislik attıkları, namaz kılarken deve işkembesi koydukları zaman Peygamberimiz:

- Ey Mekkeliler! Bu nasıl komşuluk, bu nasıl insanlık? Demişti.

Düşmanlıkları iyice arttığı zaman Taif’e gitmeyi, hem İslam’ı yaymayı hem de, kendisine rahat vermeyen kafirlerden biraz uzaklaşmayı düşündü. Taif’te Allah senden başka peygamber olarak gönderecek birini bulamadı mı? Dediler, alay ettiler. Taşladılar, kanlar içinde kaldı. Taşa tutanlara lanetlemesi istenince “Ben lanetleyici olarak değil müjdeleyici olarak gönderildim” cevabını verdi.



* * *

Peygamberimizin kızlarından Rukiye ve Ümmü Gülsüm, amcası Ebu Lehebin oğulları Utbe ve Uteybe ile evliydiler. Ebu Lehep oğullarına “Siz Muhammed’in kızlarını bırakmazsanız, ben sizi bırakırım” demiş ikisi de boşanmışlardı.

Yapılan her engellemelere rağmen İslamiyet’in günden güne yayılması, Müslümanların sızlanmadan gösterdikleri tahammül, inançsızlar arasında büyük endişeler doğurmuştur. Bu endişe Müslüman olanlara karşı düşmanlıklarının artmasına sebep olmuştur. Artan düşmanlıklar, alınan tedbirler bir işe yaramamıştır. Samimi hiçbir Müslüman dininden dönmediği gibi Müslümanlar üzerinde en ufak bir yılgınlık da görülmemiştir.

Müslümanlar çok sıkıştırılınca diğer ülkelere göç ediyorlar ve İslam’ı yaymak için boş durmuyorlardı. Onlar da Müslümanların peşlerini bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Müslümanlarla konuşmama, kız alıp vermeme, alış veriş etmeme ve her türlü ilgiyi kesme gibi kararlar alıyorlardı.

Ne yaptılarsa İslam’ın yayılışını önleyemediler. Müslümanlar çok sıkıntılı anlar yaşadılar. Her türlü işkenceyi göğüs gerdiler. Bu işkenceler inançsızların bazılarını insafa getirdi. Zulmün bu kadarı da çok fazla diyenler vardı. Gizlice yardım edenler oluyordu.

Kureyşliler, Müslüman olan köle ve zayıf insanları göstererek “Allah’ınızın lütfuna nail olanlar bunlar mı?” 13 yaşındaki Hz. Ali’yi göstererek Müslümanlar bunlar mı? diyerek alay ediyorlardı.

Hind Uhud harbine kadar koku sürünmemiş, kocası Ebu Süfyan’ın yatağına girmemiş, Kureyşi Müslümanlar aleyhinde sürekli tahrik etmiştir.

Ebu Süfyan, Bedir harbinden sonra Müslümanlara karşı savaşmadıkça yıkanmamaya yemin etmiştir.

Ebu Lehep, Mekke’ye yiyecek getiren tüccarlara Müslümanlara bir şey satmamalarını, satmak durumunda kalırlarsa fazla fiyatla satmalarını tembih ederdi.

Panayırlara gelenler İslamiyet hakkında bilgi almasın ve Müslüman olmasınlar diye Müslümanlarla temas ettirmezler, Kur’an dinlemelerine engel olurlardı. Peygamberimiz ve Müslümanlar hakkında alçakça iftiralar uydururlardı.

Yapılan eziyet işkencelere karşı Allah’ın elçisi en ufak bir yılgınlık belirtisi göstermemiştir. Bıkıp usanmadan davasını propaganda etmiştir. Kendisine, İslam’a ve Müslümanlara en büyük düşmanlığı yapmış olanlara beddua etmemiş, lanetlememiş, “Allah’ım bilmiyorlar” diyerek hidayetleri için dua etmiştir.



İşkenceler ve dinlerinden dönmeyen iman sahipleri:

İlk Müslümanlar bir Allah’a inandıkları için bir çok güçlüklerle karşılaştılar; dövüldüler, aç susuz bırakıldılar. Putperestler mallarını aldılar, borçlarını ödemediler, Müslüman kadınları boşayıp ortada bıraktılar, Müslüman olanları döverler döverler “acıdığımız için değil, yorulduğumuz için bırakıyoruz” derlerdi. Develerin arasına bağlarlar, develeri ayrı yöne yürütürler, vücutlarını parçalarlardı. Bu insanlık dışı davranışlar onlara hep zevk kaynağı olmuş ve bu yaptıklarını övünç vesilesi saymışlardır.

Bu konuda bazı örnekler verelim:



* * *

Bilâl–i Habeşi Müslüman oldu diye, Efendisi Ümeyye zulüm ve eziyet ettikçe Bilâl “Allah bir” cevabını vermişti. Efendisi boynuna bir ip takıp sokaklarda sürüklerdi. Aç susuz bırakır, kızgın kuma yatırıp üzerine kızgın kaya parçası kordu. Bilâl bayılırdı. Hz. Ebubekir dayanamayıp ücretini ödeyip azad edinceye kadar işkence çekti.



* * *

Ebu Fükeyhe, köle idi. Efendisi safvan çok zulmetti. Ayağına ip bağlayıp kızgın kumlar üzerinde sürüklerdi. Ebu Fükeyhe bayılır, ayılınca kendisine bir put gösterip: “Senin tanrın bu değil mi? Der, o da “Beni de seni de yaratan Allah’tır” deyince işkence tekrar başlardı.

Habbab bin Eret’i Kureyşliler kızgın kömürlerin üzerine yatırırlar üzerine de bir adam çıkardı. Zavallı Habbab saatlerce kıvranırdı. Habbab, demircilik yapardı. Kureyşten alacaklarını istediği zaman “Muhammedi inkâr et, borcumuzu verelim” derlerdi. Habbab: “Onu asla inkâr edemem” der, her zaman parasını alamadan dönerdi. Ama asla dininden dönmedi.



* * *

- Suheyb –i Rumi Müslüman olduktan sonra Bizanslılara esir düşmüş, feci işkenceler görmüştü. Dininden dönmesi istenir, “Hayır” cevabını verince de tekrar dövülürdü. Malına el kondu. Ne yaptılarsa imanından dönmedi.



* * *

Ömer Müslüman olmadan Lübeyne (ra)yi çok işkence etmiş, tekrar eski dinine dönmesini istemiş fakat Lübeyne dönmemiştir. Ömer eniştesini ve kız kardeşini de ağzından burnundan kan gelinceye kadar dövmüş, dinlenip dinlenip dövmüş gene de ağızlarından “Allah bir” den başka bir şey çıkmamıştır.

* * *

Ebu Cehil Zinnire (ra)nin gözünü çıkarmış ona “Lât ve Uzza’nın kahrına uğradın” demişti.



* * *

Yâsir ailesi toptan Müslüman olmuştu. Fakat kendilerini Allah’tan başka koruyacak kimse yoktu. İman onları her şeyden ve herkesten korkusuz kılmıştı. Yasir ailesi, Müslüman olmanın sevincini yaşarken Ebu Cehil, adamlarını toplayıp evlerini bastı. Onları zincire vurdu, evi de ateşe verdi. Yâsir ailesine akla gelmeyecek işkencelerden sonra dinlerinden dönmelerini istedi. Bu işkenceler devam ederken bir gün peygamberimiz hallerini görmüş, onlara: “Sabredin Ey Yâsir Ailesi, sizin mükafatınız cennettir” demiştir. Yâsir, işkenceye dayanamayıp ilk erkek Müslüman şehit olmuştur. Sümeyye’yi de iki deveye bağlamışlar, develeri birbirinden uzaklaştırmışlardır. Parça parça olan Sümeyye de ilk kadın şehit olmuştur.



* * *

Yâsir’in oğlu Abdullah’ı ve Ammar’ı da ağır işkenceler etmişler ikisi de dinlerinden dönmemişlerdir.

* * *

El–Eret’in efendisi Anmâr, kölesinin Müslüman olduğunu duyunca kızgın demirle başını dağlamıştı. Bir zaman sonra Anmâr’ın sağlığı bozulmuş, başını dağlatmasını söylemişler, uzun süre kölesi de onun başını dağlamıştır.

* * *

Hz. Osman Müslüman olunca amcası Hakem b. Ebul As onu urganla bağlamış, dininden dönünceye kadar çözmeyeceğine yemin etmişti. Hz. Osman ne yaptıysa dininden dönmemişti. Amcası boğucu dumanla eziyet etti. Osman (ra) da, dininden dönmeyeceğine yemin edince bağlarını çözmek zorunda kalmıştır.

Bütün bunlara sebep, İslâm’ın yayılışı, putperestliğin yıkılışı, Müslümanların güç oluşturarak zevk aldıkları kötülükleri kurutmaları, alışkanlık haline getirdikleri ahlaksızlıkları yıkmaları, alın teri dökmeden elde ettikleri kazancın kesilmesi gibi nedenlerdi. Yoksa islam’ı beğenmedikleri, peygamberimize güvenmedikleri için değildi. Bütün mesele menfaatlerinin kesilmesi endişesi idi.



İnanç ve dava adamı asla yolundan dönmez:

İşte İslam dini böylesine kuvvetli imanların sönmeyen ateşinde yükselmiştir. İlk Müslümanlar canlarını, mallarını vererek İslam davasını böylece yükseltmişler ve yaşatmışlardır.

Hz. İsa peygamber, kavmin zulmüne uğrayınca Havârileri onu terk etmiş, Hıristiyanlıktan uzaklaşmıştır. İlk Müslümanlar ise İslam Peygamberini bir an bile yalnız bırakmamışlar, kendi canlarını vermişler O’nun ayağına bir dikenin batmasına razı olmamışlardır.

Bir defasında peygamberimiz imansızları imana davet etmişti. Oradakiler peygamberimize saldırdıklarında Hâris İbni Ebi Hâle (R.A.) Peygamberimizin önüne gerildi. Peygambere bir zarar gelmesini istememişti. Oracıkta şehit oldu.

Müslümanların kalplerinde put sevgisi, küfrün kalıntısı kalmadığı için Allah için bu eza cefalara katlanıyor ve hiçbir şekilde yılmıyorlardı. İlk iki İslam şehidinin oğlu Ammar, dayanılmaz işkencelerden kurtulmak, biraz rahat nefes alabilmek için, kâfirlerin sözlerini tekrar etmişti. Bunu kendisi için zillet sayan Ammar ağlayarak peygamberimize geldi. Durumu anlattı, dayanacak gücüm kalmamıştı diye de ilave etti. Peygamberimiz ona “gene işkence ederlerse söylediklerini dilinle tekrarlayabilirsin” diye cevap verdi. Cenab–ı Allah’ın buyruğu da şöyle idi: “Kalbi imanda karar kılmış olduğu halde (küfür kelimesini söylemeye) zorlananlar (ve yalnız dilleri ile söyleyenler) müstesna kim Allah’a karşı küfrederse onlara şiddetli bir azap vardır.” (Nahl Suresi: 106)

Buna rağmen düşmana gelecekte üstünlük kurabilmek için Müslümanlar küfre ve küfür ehline karşı psikolojik savaş açmışlar, ezikliği yenilgiyi asla kabul etmemişlerdir. Kitlelere karşı bu direnişleri, insanlık tarihinin değişmesi, kurtuluş ve yücelişi için başlangıç olmuştur.

Netice olarak; bütün bu eza cefalar, sabır ve tahammüller, İslam davasına gönül verenlerin tam olarak inanmış olmalarıyla izah edilebilir.

Derler ki, insan imanı ölçüsünde eza cefaya uğrar. Biraz önce bizden evvelki Müslümanların nasıl zulme uğradıklarını ve ne şekilde tavizsiz göğüs gerdiklerini gördük. Günümüzde hiçbir şey yokken sudan bahanelerle inancından taviz verenleri Allah affetsin.

Nasıl olsa Allah İslam’ın nurunu tamamlayacaktır. Allah’ın takdiri budur, deme. Bırak miskinliği, korkaklığı da bu vesileyle cennet ehlinden ol.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
 
  Bugün 14 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=