Park Camii
  ALLAH DOSTUNUN HALİ NASIL OLMALIDIR?
 

D- ALLAH DOSTUNUN HALİ NASIL OLMALIDIR?



a. Giriş:

Herkesin düşüncesinin, hayalinin ve meşguliyetinin dünya ve menfaatleri olduğu, çoğunun gözünü, gönlünü sokakların cazibesinin doldurduğu, vitrinlerdeki, kaldırımlardaki teşhirciliğin ve deccal fitnelerinin oyaladığı bir dönemde, akşam dünya ile yatılıp, sabah dünya ile kalkıldığı günümüzde, güzel şeyler söylendiği ve uyarılar yapıldığı zaman “Bu adam ne diyor?” diyenler oluyor.

Düğünde, sünnette, cenaze evinde ve herhangi bir yerde bir vesile ile bir şeyler söylemek istendiğinde yadırganıyor, garip karşılanıyor.

İnsanımız, öğüt almaz, nasihat kabul etmez hale gelmiş. Mevlana’nın dediği gibi nasihat edeni tenkit ediyor ve düşman oluyor.

Halbuki din nasihattir, ona herkesin ihtiyacı vardır. Bugün öğüt kabul etmeyen çok şey kaybeder. Dünyasını da kaybeder, ahiretini de kaybeder. “Keşke” der ama faydasız.

Dünyaya meyleden bir şeyler kazanmış gibi görünür ama, o kazancı onu azdırır, Allah’tan uzaklaştırır, ahiretini de mahveder. Ahiret hesabının yapılmadığı mal ve dünya, ömrün sonunda pişmanlık vesilesi olur. Kurtulmak için hepsini vermek ister de kabul edilmez.

Kul, dünyada yaşarken; ölüm, kabir, sırat, mahşer, hesap ve cennet cehennemi unutmamalıdır.

Bugün hepimizin önde gelen arzusu İslam kimliğini kazanmak olmalıdır. Ayrıca Müslüman olduğumuz için iftihar etmeliyiz. Çünkü Allah bize hidayet etmeyebilir, iman nasip olmayabilirdi.

Böyle bir zamanda kurtulmak, İslam kimliğini kazanıp, dünya ve Ahiret saadetini elde etmek daha kolaydır. Peygamberimiz: “Ortalığın bozulduğu bir zamanda bir sünnetimi ihya edene 100 şehit sevabı vardır.” Müjdesini vermiştir.

İsteyen herkes güzel işler yapabilir ve sonuçlar elde edebilir. Allah dostu olabilir. Bu zor değildir.

İslam’ın özüne indiğimiz zaman, bu ne? Bu nereden çıktı? Deniyor. Daha önce yönlendirilmiş halimizden ayrılmak istemiyoruz. Eksikliğimize razı oluyoruz.

İslam’ı biraz daha anlatmak istediğimiz zaman, bu böyle değildir, yapacaksak şöyle yapalım, doğrusu bu, denildiği zaman “Bir sen mi Müslümansın? Biz Müslüman değil miyiz?” deniyor. Yanlışta ve eksikte ısrar ediliyor.

Dinimizi öğrenelim, ibadetlerimizi kulluğumuzu tam yapalım, eksiklerimizi giderelim istenmiyor, olunması gerektiği gibi olunmuyor. “Bugüne kadar böyle gördük, biz böyle biliyoruz”un arkasına sığınılıyor.

Artık bazı şeyleri değiştirmenin ve değişmenin zamanı gelmiştir.

Var mısınız değişelim, değiştirelim…



b. Allah dostu nasıl olmalıdır?

Yaklaşık 900 bin canlı arasında insan, hepsinden farklı ve üstün bir varlıktır. Allah dostu da milyarlarca insan arasında farklı bir durumdadır.

Allah dostu, Allah’ın ve peygamberin davetinin özü: “Müslüman ol kurtul!” çağrısına uyarak, kendini kurtaran kimsedir.

Allah dostu, ahlakı güzel, niyeti temiz, hayırlı faydalı işler yapan, insanların en hayırlılarından olmaya çalışan, iyi haliyle başkalarına örnek olan ve onları düzelten kimsedir.

Allah dostu, zorla yapılan evlilik gibi Müslüman olmamıştır. O, imanda, amelde, ahlakta ve edepte çok farklıdır.

Mevlana: “Nice insanlar gördüm üzerlerinde elbiseler yok. Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok” , “Ademoğlunun edepten nasibi yoksa hayvandır. Zira insanla hayvan arasındaki fark edeptir.” Derken edebin insanı nasıl farklı kıldığını anlatır.

İslam, Allah’a iman eden, itaat eden, peygambere uyan, Kur’an-a uyan, ahirete inanıp hazırlık yapan, inandığı dini temsil eden ve tebliğ eden, Kur’an ahlakı ile ahlaklanan, Müslüman olarak olumlu ve onurlu bir şekilde yaşayan ve Müslüman olarak ölüp, Müslüman olarak Allah’a kavuşan Müslüman tipi ister. Çünkü böyle olursa ancak insan, Allah’ın dostlarından olabilir.

Allah dostu, yer içer, israf etmez. Kanaatkardır, azla doyar, herhalükârda şükreder. Değil haram, şüpheli şeylere bile asla yaklaşmaz. “Az ye, az uyu ve az konuş” prensibinden ayrılmaz.

Günlük hayatında insanca ve Müslümanca yaşamayı becerir. Hayatını İslam’a göre düzenler. Bütün Müslümanları kardeş bilir. Yaratılanı yaratandan ötürü sever.

Allah dostu her zaman hayır üzerinedir; sevgisi de Allah için, nefreti de Allah içindir. Allah’ın kullarının eziyetine her zaman katlanır. Başkalarına yükü az olur. Allah’ın kullarına hizmeti ibadet sayar. Musibet anında kardeşini terk etmez, yardım eder. İnsanlarla daima iyi ilişkiler içerisinde olur.

Allah dostu, ibadet ederken şirkten sakınır. Kurtuluşunu tesadüfe bırakmaz, devamlı ibadet eder, gevşeklik göstermez. Ferdi huzuru, ferdi kurtuluşu kabul etmez, devamlı tebliğ görevini yerine getirir. Tek başına ne dünya huzurunu ne de ahiret saadetini ister. Tek başına cennete girmek isteyenin cennet hakkı olmadığını düşünür.

Allah dostu, farzları, vacipleri yerine getirdikten sonra sünnetleri ve nafileleri de asla ihmal etmez.

“Farzlardan sonra nafilelere devam edeni severim. Sevince de işittiği kulağı olurum, gören gözü olurum. Konuşan dili, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum.” Kutsi Hadisini bilir. Bir de Allah Rasulünün: “Kıyamet gününde önce farzlara bakılır. Kurtuluş için farzlar yeterli değilse vaciplerle tamamlanır. Gene yetmezse sünnetlerle, onlar da yetmezse nafilelerle tamamlanır; hadisini bilir, ona göre hareket eder.

Allah dostu, dünyaya gerektiği kadar ilgi duyar. Asla hırslanıp, sahibi olmadığına imrenmez. Sahip olduğunu da yerinde kullanır. Daima ölümü hatırlar ve her an ölüme hazır olur. Dünya malı ile teneşirin arasını çok iyi bilir. Dünyayı ahiretin tarlası görür. Kuştüyü yataklarda ne rahatlık ister ne de Allah’ı arar. Daima Allah’la arasındaki engelleri kaldırmaya çalışır, arada perde olsun istemez.

Allah dostunun davranışları iyi, ahlakı güzeldir. Peygambere: “-Allah katında en sevgili kul kimdir? Diye sorulduğunda: “Ahlakı en güzel olandır.” Buyurmuştur. Çünkü iman, kemale güzel ahlakla ulaşır.

Allah dostu, Allah’ın huzurunda, Allah’tan gafil olmaz. Her şeyine çeki düzen verir, gerektiği şekilde edepli davranır. Allah’tan gelene hiç itiraz etmez. Hep Allah’a dayanıp güvenir, tam teslimiyet gösterir. Asla boş şeylerle uğraşmaz. Boş şeylerle uğraşmayı Allah’ın kulunu terk ettiğinin işareti sayar.

Bir Allah dostu, çok yaşlı bir Allah dostundan bahseder. Hüsnü dede hastadır. Üzüm mevsimi olmadığı halde üzüm alır, yanına gider. Hüsnü dede sevinir ve:

- Nereden bildim üzüm istediğimi? Der. Üzümden tam üç tane alır, ilave eder: “Ben yolcuyum, bana Kur’an oku.” Üç beş ayet okununca gözlerini pencereye diker, kelime –i şehadet getirir, “Niçin geldin Ya Rasülellah! Zahmet ettin, ben geliyordum” der, ruhunu teslim eder. Hayatı güzel olanın ölümü de güzel olur, hayırlı bir sonla bu dünyadan ayrılır.

Bir Allah dostu da, “Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz” hadisine uygun son anında, halsiz bir haldeyken oturur, sağ elini öyle bir savurur ki, “defol! Bir bardak su ile mi beni kandıracaksın” diyerek iman kavgasını kazanır.

Allah dostu, Allah’ın: “Onlar ki, Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru.” (Al –i imran 16 – 17) diyenlerdir, buyurarak övdüğü kimsedir.

“Allah onlara imanı sevdirmiş ve onu gönüllerine sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.” (Hucurat: 7)

Allah dostu, hayırlı bir insandır. Her şeyin hayırlısını diler ve hayırlara vesile olmaya çalışır. Ya hayır söyler ya da susar. Her hali hayır, her hali faydalıdır.

Allah dostu, hata yapmaktan, günah işlemekten çok korkar. İstemeyerek asi olursa, hatadan çabuk döner, ısrar etmez.

Allah dostu, ilmi ile amel eder. Yapmadığını söylemez.”Allah’ım! faydasız ilimden, korkusuz kalpten, yükselmeyen amelden, kabul edilmeyen duadan sana sığınırım” diye dua eden peygamberin duasını sık sık tekrar eder.

Allah dostu iyi huyludur. Emanete hıyanet etmez. Verdiği sözde durur, sözüne yalan katmaz. O, kötülükten kaçan bir muhacir, kötülüklere karşı cihad eden bir mücahittir. Hep ehl –i sünnet çizgisinde yaşar, itikadı düzgündür.

Allah dostu, nefsine aldanmayacak kadar iradeli ve iman sahibidir. Kötülüğü çokça emreden nefsine hakimdir.

Allah dostu, Allah’la uyum, aile fertleri ile ve Allah’ın diğer kulları ile uyum içinde yaşar. Zıtlaşmaz, ters düşmez.



c. Allah dostu, iyi insan olarak şu niteliklere sahiptir:

1. Manevi ağırlık, dini derinlik sahibidir.

2. Kalbi temiz, niyeti iyidir. Peygamber: “Ameller niyete göredir” “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır” buyurmuştur.

3. Teslimiyeti tamdır. Allah’a ve peygambere teslim olmayan, nefsine teslim olur, dünyanın cazibesine kapılır. Allah dostu, nefsini aşabilen insandır.

4. Sünnete tam bağlıdır; sünnetten asla ayrılmaz:

Peygamber: “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse o, benim yolumu terk etmiştir, benden değildir.” (Buhari – Nikah:1) buyurmuştur.

Cenab –ı Allah da: “Allah ve Rasulü bir konuda hüküm verdi mi, artık hiçbir mü’min erkek ve kadın için o konuda seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve Rasulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab: 36) buyurmuştur.

Bir ayette de: “Peygamber size ne getirdiyse onu alın, size neyi yasak ettiyse ondan da kaçının.” (Haşr: 7) emri verilmiştir.

Allah Rasulü de bir hadislerinde: “Sizden birinizi sakın ola ki, emretmediğim veya nehyettiğim hususlardan biri kendisine ulaşınca, koltuğuna yaslanarak: “bilemiyorum, biz Allah’ın kitabında ne varsa ona uyarız” derken duymayayım.” (Tirmizi ilim: 10) buyurmuştur.

Bu ayet ve hadisleri bilen hiçbir samimi Müslüman, peygamberi ve sünnetlerini terk etmez. Terk ederse, şefaatinden mahrum olacağını bilir.

Ayrıca yukarıdaki ayette bildirildiğine göre; peygambere uymak Allah’ın emridir.

5. İslam dışı şeylere asla itibar etmez.

6. İmanda ibadette, hayır işlerinde ve Allah’ın kullarına hizmette devamlıdır.

Allah: “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hıcır: 99)

“-Eğirdiği ipliği iyice büktükten sonra bırakıveren kadın gibi olma.” (Nahl: 92) uyarısında bulunur.

Peygamberimiz de: “Amellerin hayırlısı az da olsa devamlı olanıdır” buyurur.

7. Allah dostundan kimse zarar görmez: O, üstün ahlak sahibidir. Peygamber Müslümanı şöyle tarif eder: “İyi Müslüman, elinden, dilinden, diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir.” (Buhari – İman: 4)

Allah dostu, her şeyine sahip olan kimsedir. Eline de, beline de, diline de sahip olur.

8. Allah dostu, çok duyarlı, çok hassastır. Çok uyanıktır. Asla fitneye sebep olmaz, düşmana davetiye çıkarıp, dinine ve inananlara zarar verdirmez.

9. Boş şeylerle vakit geçirmez: Beş vakti olanın boş vakti olmaz. Müslümanın yapılacak çok ciddi işleri vardır. Atalarımız: “Boş duranı Allah sevmez” demiştir.

Hz. Peygamber: “Bir kimsenin boş şeylerle meşgul olması, Allah’ın onu terk ettiğinin belirtisidir”, “Kendisini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmayı terk etmesi, kişinin iyi Müslüman olduğunu gösterir.” (Tirmizi, Zuhd: 11)

10. Bilerek ve isteyerek hata etmez, ettiği hatada ısrar etmez: Allah Resulü: “Yaptığı hatada bilerek ısrar edene yazıklar olsun” demiş, bir hadislerinde de “hata edenlerin en iyisi tevbe edendir” buyurmuştur. (Tirmizi, Kıyame: 4-9)

11. Allah dostunun son arzusu, Müslüman olarak can vermektir: Mutlu son (Hüsn –ü hatime) herkesin arzusudur. Ama mutlu son için iyi bir hayat yaşamak, hayatı dolu dolu yaşamak gerekir. Peygamberimiz: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle haşrolunursunuz” diyerek mutlu sona giden yolu göstermiştir.

Cenab–ı Allah bize: “Müslümanlar olarak ölün” buyuruyor. (Al –i imran: 102)

Şöyle dua etmemizi istiyor: “Beni Müslüman olarak öldür ve beni iyilerle haşret” (Yusuf: 101), (Araf: 126).

Hayatı güzel olanın ölümü de güzel olur.

12. Allah dostu, İslam’ı yaşayan insandır: Allah’a ve peygamberine hiç itirazı olmaz. İslam’ı kendine, menfaatine uydurmak için bahane aramaz. Haramı helal saymaz. İşine, yüzüne bakılınca Allah’ı ve peygamberi hatırlatır. Kur’an ve peygamber ahlakı ile ahlaklanır. Şan şöhretten kaçınır, gözünü dünya ve dünyadakilere dikmez. Kalbinde yalnız Allah ve peygamber sevgisi vardır. Sözde Müslüman değil, özde müslümandır.



13. Allah dostu, nefsinin ve şeytanın, en büyük düşmanı olduğunu bilir. Şeytanın ve nefsinin manevi yücelişini engellediğini bilir. Bu yüzden asla onlara itibar etmez.

Şeytan, hak yolunda pusu kurmuştur. Hakka gidenlere engel olmaya çalışır. Şeytanın ve nefsin hileleri pek çoktur. Amelinde gevşeklik gösterenleri, dünyaya meyledenleri çabuk alt eder. Allah’ı unutturur.

Şeytan, boş duran, boş şeylerle uğraşanlara yakın durur. İnsanın kendini beğenmesinden ameline güvenmesinden hoşlanır. Daha çok insanları Allah’ın affına güvendirerek aldatır, günah işletir, sonra da helakına sebep olur. Bazılarını da Allah’ın rahmetinden ümit kestirerek sapıtır.

Şeytan daima kötülüğü hayasızlığı emreder; insanı rezil ve zelil eder. Atalarımız: “Şeytanla kabak ekenin kabağı başında patlar” demişlerdir. Çünkü şeytan, insanı kandırır ama suyunu ısıtıvermez.

Kur’an-da: “Kim Allah’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan şeytanı ona musallat ederiz” buyrulur. (Zuhruf: 36)

Allah dostu, kendisine şeytanın yaklaşmasına vesile olacak zaaflardan ve şeytani işlerden uzak durur, şeytanı kendisinden uzaklaştıracak işler yapar. “Beni şeytan kandırdı, eyvah” diyenin durumuna düşmez.



d. Kur’an-a göre Allah dostunun bazı vasıfları da şöyledir:

Allah dostu Kur’ana göre yaşar ve kazandıklarını da ahirete taşır. Allah’a iyi bir kul, peygambere layık ümmet olmak en büyük arzusudur. Hep daha iyi olayım diye çabalar.

Allah dostu, helali haramı birbirine karıştırmaz, şüpheli şeylerden de şidddetle kaçınır. Sırat –ı Müstakimden ayrılmaz. Allah’ın ipine sımsıkı sarılır. Bunun için yolunu asla sapıtmaz.

Kur’an-ı bilip de amel etmiyorsa bir insan, hali de kötüdür, akıbeti de kötüdür. Cuma suresinde Cenab –ı Allah, Tevrat’ı bilip de amel etmeyenleri sırtına kitaplar yüklenmiş merkebe benzetir. (Cuma: 5)

Allah dostunun bazı vasıfları Kur’an-da şöyle sıralanmıştır:

- “Asra yemin ederim ki insan, gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip, iyi ameller işleyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr suresi)

- “Allah’ın has kulları kimseyi incitmez, gecelerini secde ederek, kıyam durarak geçirirler. “Rabbımız! Cehennem azabını üzerimizden sav” diye dua ederler. Harcama yaptıklarında ne israf ne de cimrilik ederler, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan: 53 – 67)

Cenab–ı Hakk’ın, doksan dokuz isminden esirgeyici olduğuna delalet eden “Rahman” ismine izafe ederek övdüğü ve “Rahman’ın kulları” diye andığı kulun özelliklerini Furkan suresinde nasıl sıraladığını birlikte görelim:

Rahman’ın kulları;

- Mütevazi ve alçak gönüllüdürler.

- Kendilerine bilgisiz ve cahil kişiler takıldığı zaman, onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.

- Sadece Rab’larına secde ederek namaz kılar ve niyazda bulunurlar.

- Rabbimiz “bizden cehennem azabını uzaklaştır” diye dua ederler.

- Harcamalarında (ve her türlü davranışlarında) dengelidirler ve orta yolu tutarlar.

- Allah’a hiçbir surette eş ve ortak koşmazlar.

- Cana kıymazlar.

- Zina etmezler.

- Tevbe ederler.

- Yalan yere şahitlik etmezler.

- Boş ve faydasız söz sarfedenlere rastladıklarında oradan ağırbaşlı olarak geçer ve giderler ve asla onlarla beraber olmazlar.

- Allah’ın emir ve yasakları kendilerine hatırlatıldığı zaman onları duymazlık ve görmezlikten gelmezler.

- Allah’tan, kendileri ve içinde yaşadıkları toplum için göz nuru olabilecek eş ve çocuklar isterler.

- Allah’ın emirlerine uyup, yasaklarından sakınanların ilki olmak isterler.

- Sabırlıdırlar.

- “O, müminler ki, eğer kendilerine yer yüzünde iktidar verirsek, namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten men ederler.” (Hac: 41)

- “Onlar kurtuluşa ermişlerdir, onlar namazlarını huşu içinde kılarlar, onlar boş ve manasız işlerden yüz çevirirler, onlar, zekatı verir iffetlerini korurlar, onlar, emanetlerine, ahitlerine riayet ederler. Onlar, namazlarına devam ederler. Firdevs cennetine girecek olan bunlar, orada ebedi kalıcıdırlar.” (Mü’minun: 1 – 11)

- “Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.” (Bakara: 3)

- “Onlar, Allah zikredildiği zaman kalpleri ürperir, Allah’ın ayetleri okunduğu zaman imanları kat kat artar ve sadece Rablerine güvenirler.” (Enfal:2)

- “Erkek ve kadın mü’minler, birbirlerinin Allah için dostudur. İyiliği emreder, kötülüğü yasaklarlar. Namazlarını kılar, zekatlarını verirler. Allah’a ve peygamberlerine itaat ederler…” (Tevbe: 71) Bunlar Allah dostunun Kur’an-da sayılan bazı özellikleridir.



e. Allah Rasülünün dilinden Allah dostunun bazı vasıfları:

- “Mü’min mü’minin aynasıdır. Mümin müminin kardeşidir. Nerede rastlarsa onu toparlar ve arkasından korur.” (Ramuz: 230/8)

- “Mümin her halinde hayır üzerindedir.” (Ramuz: 230/14)

- “Mümin Allah’a bazı meleklerden daha şereflidir.” (Ramuz: 231/2)

- “Müminin külfeti azdır.” (Ramuz: 231/4)

- “Mümin olduğu gibi menfaattir. Onunla yürürsün sana menfaat verir. Ortak olursun sana menfaat verir. Onun her işi menfaattir.” (Ramuz: 231/7)

- “Müminlerin hayırlısı kanaatkar, şerlisi de tamahkar olanıdır.” (Ramuz: 281/12)

- “Müminin haline şaşılır. Her şeyi olduğu gibi hayırdır. Bu mümine mahsustur; sevinç verici halde şükreder, ona hayır olur. Zarara uğradığında sabreder, gene hayır olur.” (Ramuz: 314/12)

Evet hak yolunun yolcuları farklı düşünen, farklı yaşayan kimselerdir.

Hak yolunun yolcuları, Hasan Basri’nin ifadesiyle “Haram helal seçmekte titiz davrananlardır. Bu titizliği gösteremeyen de din kök salmamıştır.”

Hak yolunun yolcusu, kendisinden daha varlıklı kimselere bakıp imrenmez, daha yoksul olanlara bakıp haline şükreder. Bir şeyi veya birini severse Allah için sever, sevmezse imanının gereği sevmez. Bundan başka:

- Allah’ın kullarına kötü davranmaz, kötü söz söylemez. Kimseyi hakir görmez, kimseyi sıkıntıya sokmaz.

- Başına gelen için, Allah’tan geldi der, sızlanmaz, şikayet etmez. Her olay için “hayırdır inşallah” der.

- Kimseye lanet okumaz, beddua etmez. Onlar duaları kabul olan insanlardır.

- Kimsenin eksiğini, kusurunu araştırmazlar, kendi hata ve kusurları ile uğraşırlar. Zamanı Allah için, İslam için harcarlar. Ömrüm uzun olsun, malım çok olsun demezler. Hayırlı olsun derler, helal olsun derler.

- Kedinin fareyi beklediği gibi şeytanın kendilerini beklediğini bilirler. Günahtan vahşi hayvandan kaçar gibi kaçarlar. Leh ve aleyhlerinde olanı bilirler.

- Her durumda Allah’ın dinini tebliğ ederler. Eğer açıktan tebliğ edemezlerse örnek halleriyle insanları Allah’a teslim olmaya davet ederler. “imana gel kurtul” erler.

-Bir şeye sahip olularsa, Allah’tan bilirler, şükrederler. Onu kaybederlerse “Allah verdi, Allah aldı” derler. Üzülmezler. Yani varlık şımartmaz, yokluk isyan ettirmez.

- Başı boş yaşamazlar; Kur’an-a sünnete bağlı yaşarlar, itikad düzgünlüğüne dikkat ederler. Allah’a ve Rasülüne asla muhalefet etmezler. Allah’ı görüyormuş gibi yaşar, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet ederler.

- Allah’ın adını anmadan hiçbir iş işlemezler. Ağzı besmeleli, ağzı dualı insanlardır.

- Onlar, hata yapmamak ve günaha girmemek için titrerler, Allah’tan çok korkarlar. Başka insanlara hiç benzemenler. İşte bunlar, Allah’ın has kullarıdır.

Günah işleyeni görünce:

- Rabbım, sana hamdü senalar olsun, şükürler olsun, beni günah işlemekten korudun, bundan sonra da koru” diye dua eder.

“Zaman sana uymazsa, sen zamana uy” diyerek taviz vermezler. Kişiliksiz ve kimliksizlik örneği vermezler.

İyiler elbette nimete nail olurlar. Huzur içinde yaşarlar. Biz de şöyle dua edelim: “Rabbım günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle beraber al” (Al –i imran: 193)

Bir insana şeref olarak, Müslüman olmak, Müslüman olarak yaşamak ve Müslüman olarak ölmek yeter. Rabbim canımızı Müslüman olarak al. AMİN. Derler.



f. Allah dostunun huzuru ahirete taşıma ideali olmalıdır:

Müslüman, dünyayı ahiretin tarlası olarak görmelidir. İbadetsiz, amelsiz kurtulacağını düşünmelidir.

Müslüman, hayatının her devresinde Müslümandır. Kurtuluşu hayatın sonuna bırakmaz. Veya hayatının belirli devrelerinde İslam’ı yaşamaz. Bazı şeyleri tehlike anında, sıkıntılarla, felaketlerle yüz yüze geldiği zaman hatırlamaz.

Allah kur’an-da şöyle buyurur: “Kim rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa, salih amel işlesin.” (Kehf: 110) bu ayette Allah bize nasıl kurtulacağımızı haber vermiş ve kurtuluşa davet etmiştir. Allah, mü’min kulunu beş vakit “haydin namaza, haydin kurtuluşa” diye çağırıyor. Her sabah “Namaz uykudan hayırlıdır” diyerek herkese duyuruyor. Hesap günü soracak “Niye davetime uyup da kurtulmadın?”

Ebu Hureyra (ra) şöyle anlatır:

- Bir adam vardı, göze görünür pek ameli yoktu, vefat etti. Allah Rasülü:

- Allah onu cennetine koydu, dedi. Buna hayret eden biri eşine sordu:

- Onun ne gibi ameli vardı? Eşi cevap verdi:

- Onun öyle çok ameli yoktu ama ezan okunurken işini bırakır; dinler ve davete uyardı” dedi. Der.



g. Allah dostu, uyarılardan ders alıp, “Bunda benim Payım ne?” demelidir.

Her an çeşit çeşit uyarılar, ikazlar oluyor fakat ders alıp kendine pay çıkaran az oluyor. Felaketlerin bu açıdan pek faydası olmadığından ardı arkası gelmiyor. Bir felaket başka bir felaketi getiriyor.

Beyazıd –ı Bistami, hamama gider temizlenir, oradan da camiye giderken bir kadın pencereden bir kova bulaşık suyunu üzerine boşaltıverir. Bistami hazretleri tependen tırnağa ıslanır. Kadına bile bakmadan bu olaya sebep olan günah ve kusurlarının neler olduğunu düşünür ve: “Ya Rabbi! Hatalarımın karşılığı bu su, kızgın su da olabilirdi, sana şükürler olsun” der.

Olan biten, bir çoklarını ilgilendirmiyor. Sabır yok, şükür yok, kendimizde hiç suç aramıyoruz.

Bakın ne düşünüyoruz: Adamın biri bir ağaca çıkmış kayısı yiyor. Bahçe sahibi çıkıp geliyor ve:

- Sen kimsin, kimin malını yiyorsun? Diyor. Adam gayet sakin ve pişkin:

- Mülk Allah’ın, diyor.

Bahçe sahibi kızıyor:

- Sen haram helal bilmez misin be adam! Diyor.

Bu sefer karşıdaki kızıyor ve şöyle diyor:

- Sesini kes, inersem seni bu ağacın dibine gömerim”

Bunun üzerine bahçe sahibi kızarak baltayı alıyor ve kayısı ağacını doğruyor…

Hak hukuk anlayışımız, düşüncemiz İslam’a göre olmalıdır.



h. Allah’a inandım diyen yararlı iş yapmalıdır.

Dinimizde iyilik emredilmiş, yararlı işler övülerek teşvik edilmiştir. Hayırlı işler işleyenlerin en hayırlılardan olduğu bildirilerek, amel defterlerinin kapanmayacağı bildirilmiştir.

Asır suresinde insanların zararda olduğu ancak inanıp hayırlı iş işleyenlerin hariç olduğu bildirilmiştir.

Bir ayette de: “İnanıp yararlı iş işleyenlere kesintisiz ecir vardır.” (İnşikak: 25) buyrulur.

Nahil: 95 de de inandıktan sonra iyi işler işleyenlere hoş bir hayat yaşatacağız. Yaptıklarının karşılığını daha güzeli ile ödeyeceğiz” müjdesi verilmiştir.

Bir ayette de: “Allah’a ve ahiret gününe inananlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar. Hayır işlerinde de birbirleri ile yarışırlar. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al –i imran: 114) buyrulmuştur.

Bu ayetlere göre Müslüman, yararlı iş yapacaktır. Bir insan kendini aşmadan yararlı iş yapamaz, mutluluğu başkaları ile paylaşamaz. Şöyle bakılırsa yeryüzünde faydasız hiçbir şey yoktur. Ancak insan iyi şeyler yapmayınca faydasız hale gelir.

İnsan kendine iyi bir meşguliyet bulmazsa, Allah ona öyle bir meşguliyet verir ki, bocalar durur.

Kur’an-da yapılan iyiliklerin kötülükleri gidereceği bildirilmiştir. (Hud: 114) Ayrıca başına gelen kötülüklerinde kendi hatası yüzünden olduğu haber verilmiştir. (Şura: 30)

Kısacası insan ne yaparsa kendi yararına veya zararınadır. Allah: “Hayırda önde olanlar, ecirde de öndedirler” buyurur. (Vakıa: 10)



1. Allah’a gönül veren inandığı gibi yaşamalıdır.

İnsanın dini gerçek manada yaşayamaması, ona verilen büyük bir cezadır. İnsanın dinini tam bilmemesi, dinini yalan yanlış kaynaklardan öğrenmesi veya inancın zayıf olması, bu cezayı gerektirir.

Musa (as) tebliğ görevini yaparken dine inanmayanların ve günah işleyenlerin cezalandırılacağını bildirir. Kalabalık içinden biri:

- Ben inanmıyorum, dinin emirlerini yerine getirmiyorum. Hani benim cezam! Der.

O anda vahiy gelir. Allah şöyle bildirir:

- “Ey kulum Musa! Söyle okuluma; biz ondan inanmanın ve ibadet etmenin zevkini almadık mı? Bundan daha büyük ceza mı olur?”

“İnsan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar” derler.

İtikadı, inancı düzgün olmayanlara takılan bir meslektaşıma; Cuma günü “Haydi cumaya gidelim” dedim, gözleri yaşardı ve: “bende cumaya gidecek hal mi kaldı?” dedi.

İnsan doğrularla beraber olmazsa, yolunu sapıtır; yavaş yavaş onlar gibi olur. İnsanı doğru bilgi ve gerekleri yerine getirilen bir iman koruyabilir.

Gönülsüz, derme çatma iman insanı doğru dürüst yaşamasını sağlayamaz.

Müslümanlığımız zorla kıyılan nikah gibi olursa, inancımızı yaşayamayız, ibadetlere sarılamayız. En önemlisi de İslam’ı temsil edemeyiz. Dindarlığımız, levha Müslümanlığından öte gitmez. Neticede kaybedenlerden oluruz.

Eğer kınayanların kınamasından korkmadan inancımızı temsil edersek, yüce Allah’ın lütfu, ikramı ve ihsanı bizimle beraber olacaktır.



i. Özet olarak Allah dostunun vasıfları:

Kur’an ve Allah Resulünün hadislerine göre Müslümanın vasıflarını şöyle özetleyebiliriz:

Her Müslüman bu ölçülere uyup uymadığına, bu kalıba sığıp sığmadığına bakmalıdır.



Kur’an-a göre vasıfları:

- Allah anıldığında kalbi ürperir.

- Her an Allah’ın huzurunda olduğunu unutmaz.

- Sadece Allah’tan korkar.

- Ancak Allah’a güvenip, Allah’a dayanır, beklediğini Allah’tan bekler.

- Namazlarını dosdoğru kılar.

- Allah’ın verdiği rızıktan Allah yolunda harcarlar.

- İyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar.

- Allah’a noksansız itaat ettikleri gibi peygamberine de itaat ederler.

- Sabrederler. Bela ve musibetler karşısında isyan etmezler. Başkalarına da sabrı tavsiye ederler.

- Boş şeylerden yüz çevirirler.

- Irzlarını, namuslarını korurlar.

- Mütevazı yaşarlar, kötüler çatarsa, yumuşak söz söylerler.

- Hiçbir şeyi israf etmezler. Ne cimrilik ederler ne de saçıp savururlar.

- Kula kulluk etmezler, ömürlerini boşa geçirmezler.

- Hiçbir şekilde zina etmezler.

- İçki içmezler.

- Faiz yemezler.

- Asla yalan söylemezler.

- Gurur ve kibirden hoşlanmazlar.

- Rüşvet alıp vermezler.

- Kimseye iftira etmezler, asla gıybet etmezler.

- Az da olsa haram yemezler. Şüpheli şeylerden kaçarlar.

- Kimseye zulüm ve haksızlık etmezler.

- Ecelini rızkını onun bunun elinde aramazlar.

- Yalnız Allah’a dayanıp, Allah’a güvenirler.

- Beklediklerini ancak Allah’tan beklerler.



j. Hz. Peygamberin hadislerine göre Allah dostunun bazı vasıfları:

- Müslüman, herkesin kendisinden emin olduğu, güvendiği kimsedir. Herkesle iyi geçinir.

- Hayır işler peşinde koşar, her zaman hayır üzerinedir.

- Müslüman Müslümanlara külfeti, zahmeti ve ihtiyacı az olandır.

- Müslüman müslümanın kardeşidir. Kardeşini terk etmez.

- Kul hakkına riayet eder.

- Görevinde kusur etmez.

- Kanaatkardır.

- Sünnet üzere yaşar, farzlardan vaciplerden asla taviz vermez.

- Hatasını hemen tamir eder. Bir hata yaptıysa hemen tevbe eder. Aynı hatayı bir daha işlemez. Yılan deliğine iki defa oturmaz.

- Her hali ile faydalıdır.

- Müslüman, kimseyi hor görmez.

- Normal zamanlarda “Ben Müslümanım”, ortalık biraz karışınca toz duman . böyle Müslüman olmaz. Pısırıklık, korkaklık, tepkisizlik ve ilgisizlik müslümanın vasfı olamaz. İslam, bütün hayatımızı kapsamadıkça hakiki Müslüman olamayız.

Akif, Müslümanlara bakıp

“Kaç hakiki Müslüman gördü ise, hep makberdedir.

Müslümanlık, bilmem amma galiba göklerdedir” demiş.

- Müslüman, farklı insandır. Farklı düşünür, farklı şayar.

- Müslüman kimsenin kötülüğünü istemez. Yaratılanı yaratandan ötürü sever.

- Her işte Allah’ın rızasını arar. Hedefi, iyi kul, iyi ümmet olmaktır.

- İslam, Hindi, Ebu Süfyanı, vahşiyi, Ömer’i değiştirdiği gibi, “Müslümanım” diyen herkesi değiştirmelidir. Değişmeden Müslüman olunmaz.

- Müslüman, dünyayı ahiretin tarlası olarak görür.

- Her şeyin kendisi için imtihan olduğunu bilir.

- Müslüman, acze düşüp başkalarını taklit etmez. Örnek olur. Başkaları ona özenir, başkaları onu taklit eder.

- Müslüman, hem etki, hem de tepki insanı olmadan kurtulamaz. Çünkü Allah kuluna:

- Benim için ne yaptın diye hesaba çekecek. Kul:

- Namaz kıldım, oruç tuttum, hacca gittim, şunu yaptım, bunu yaptım” diyecek. Allah:

- Bunlar benim için değil, bunlar senin içindir. Bunlar, kendi nefsini kurtarmak için yaptığın ibadetlerdir. Ben, benim için yaptıklarını soruyorum. Benim için ne yaptın? Diyecek. Kul:

- Senin için olanlar hangileridir ya Rabbi? Diyecek.

- Benim için yapılan, benim kullarım için yapılandır. Sen benim kullarım için ne yaptın? Hangi fedakarlıkta bulundun? Hangi hizmette ne kadar payın var? Cevabını alacak.

- “Müslümanım” demek Kur’an-a göre yaşamak demektir. Kötülüklerden hicret etmek demektir.

- Müslüman, Allah rasülüne biat eden kimsedir.

Müslüman peygambere uyar. Onu red etmez. Muhammed ümmetinden ise sünneti yerine getirir.

Bir hadislerinde peygamberimiz: “Ben kıyamet günü ümmetime şefaat edeceğim. Bu sırada ümmetimin arasından bazılarını zebaniler tutup tutup cehenneme atacak. Ben:

- Onlar benim ümmetim ya Rabbi! Diyeceğim. Allah bana:

- Onlar senden sonra ne yanlışklıklar yaptılar bir bilsen, diyecekler der.

- Müslüman, kendini kabir ehlinden sayar. Peygamberin: “Ölmeden önce ölünüz” buyurması bundandır. Sorun nefsinize, Müslüman doğdunuz, Müslüman ölmeye hazır mısınız?

- Çoklarını Allah’a isyan içinde görüyoruz. İslam fıtratı üzerine yaratılan kimse böyle mi olmalı?

- İslam fıtratı üzerine doğan ve bize emanet edilen yavrularımızı ne yaptık? Ne hale getirdik bakın…

- “Müslümanım” diyenlerin bazılarını, neden her işinde Müslüman göremiyoruz?

- İki dinli bir toplum haline geldik: 1. Allah’ın dini 2. Hayatımıza uydurduğumuz din. Cenazelerde, savaşta, ve ölülerimiz için okutulan mevlitlerdeki din anlayışımız Allah bize böyle bir din göndermedi. Bu anlayışla İslam’ın övdüğü bir kimse olamayız.

Bakın, cenneti kim hak eder: “Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı ve peygamber olarak Muhammedi seçip beğendim diyen kimse, cenneti hak etmiştir.” (Ebu davut Vitir: 26)

Allah ne diyor: “Sizin için din olarak İslam’ı seçtim” (Maida: 3)

- “Kim İslam’dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez” (Al –i imran: 85)

Ne mutlu Allah’a kul Muhammed (as)a ümmet olana!..

- Yavuz Sultan Selim son anlarını yaşıyordu. Vefatı anında Hasan can kendisine:

- Allah ile olunacak zamandır sultanım! Deyince Yavuz Sultan Selim:

- Ya bizi şimdiye kadar kiminle bilirdin, diyordu. Şimdi soralım: - Ya biz kiminleyiz? Ya Rabbi! Sana yürümeye hazırım, diyebilecek miyiz. Bugüne kadar yaşadığımız kaç saatimizi, kaç günümüzü, ya Rabbi, bunu senin için yaşadım, diye Allah’a sunabiliriz?

- Müslüman hayırlı bir ömür yaşar. Allah’tan hayırlı ömür diler. Ne kadar yaşadığına bakmaz, neler yaptığına bakar.

- Kur’an-ın muhatabı insandır. İnsan İslam’la, Kur’an-la yetinmeli, hayatını İslam’la yönetmelidir. İslam, en ideal yaşama biçimidir. İslam, yaşanmasın isteniyor. Bizi dinden, dini bizden ayırmaya çalışıyorlar. Yaşanmayan din istiyorlar. Bugüne kadar İslam’ı bize telkin ettikleri gibi yaşadık. Gelin bundan sonra yeniden İslam’ı keşfedelim, yeniden iman tazeleyelim, yeniden Müslüman olalım. Gelin canlar, Allah’a yönelelim. Allah’ın Rasulüne tabi olalım, yeryüzünü tanzim etmekle görevliyiz, kendi ellerimizle yaptıklarımıza mahkum olmayalım.

İslam, hayatınızda olmazsa, hayatımızdan İslam’ı çıkarır atarsak geriye hiçbir şey kalmaz. O zaman cahiliye devrine döneriz.

Gelin Allah resulünü unutmayalım. Allah resulünü unutmak, ona tabi olmamak, mahşer yerini unutmaktır. Şefaati unutmaktır. Kurtuluşu reddetmektir.

- Müslüman demek, iyi insan, hayırlı insan demektir. Bunun için iyi insan iyi vatandaş olmaya ve hayırlı insanlar yetiştirmeye çalışalım.

Cenab –ı Allah hepinize iyi bir hayat yaşamak nasip etsin. Hayırlı bir sonla hayatı noktalamak nasip etsin. Son nefesinde kelime –i şehadet getirerek bu dünyadan ayrılmak ve kurtulmak nasip etsin. Cennet nasip etsin inşallah.

Din, Allah’ın insan için belirlediği dünya düzenidir. Dünyada huzur Cenab–ı Allah’ın koyduğu prensiplerle ve Allah’ın talimatıyla elde edilir. Ahiret saadeti de, dünya saadetine bağlıdır.

Dünyada iman yönünden insanlar üçe ayrılır. İnsan hangi guruptan olduğunu anlaması için yaşayışına ve yaptığı işlere göz atması yeterlidir. Nasıl yapıyor, kime benziyorsa ondandır.

Müslüman, farklı bir insandır; farklı yaşar, farklı düşünür.

Allah resulünün tebliğinin özü şudur: “Müslüman ol kurtul”

Bir gün peygamberimiz ashabına şöyle der:

- Size işin aslını haber vereyim mi?

- Evet ya Rasulellah, denilince Allah rasülü:

- İşin başı ve aslı imandır, İslam’dır. (Tirmizi İman: der.

Kurtulabilmemiz için Cenab –ı Allah Kur’an-da: “Allah’ın ipine sarılın ayrılmayın” buyurmuş. Allah’ın ipi nedir? Kur’an-dır, İslam’dır.

İslam, sadece dünya veya ahiret dini değildir. Hem dünya hem ahiret dinidir. İnsanın hayatını ve ölümünü anlamlı kılan tek dindir.

İslam, ferdi kurtuluşu kurtuluş saymaz. İslam’ın hedefi başkalarının da kurtuluşudur. Kurtuluş da dindedir. Bir yazar şöyle diyor: “Bir şehri Allah korumuyorsa, bekçi boşuna bekler.”

Güzelliklerin kaynağı İslam’dır. İslam, kötü olmaya kötülük yapmaya manidir. İnançlı insan yalan söylemez, hırsızlık yapmaz, rüşvet almaz, hak yemez…

Unutmayalım İslam, Ömer’i nasıl değiştirdiyse, herkesi her zaman değiştirecek güçtedir. İstersek bizi de değiştirir.

İman denilen nimet, hidayet işidir. Ebu Talip, inanmak istemiş, “Kureyş kadınları ne der” diyerek inanamamıştır. Ebu Cehil bütün gerçekleri bütün açıklığı ile görmüş, gene de inanamamıştır. Firavun, inanmakta geç kalmıştır. Şeytan ise imanı geciktirmiş: “Ben sonunda inanıveririm” demiştir. Biz geç kalmamaya çalışalım…

“İman ettim” diyen başka başka olmaz. Faziletlerle rezaletleri birbirine karıştırmaz.

Sonuç olarak:

Burada Cenab –ı Allah’ın sevdiği bir kul nasıl olunur? Sorusuna cevap aradık. Gördük ki, dinin emirlerini yerine getirmemiz haramlarından kaçınmamız bizi Allah’a yaklaştırıyor ve allah’ın bizi sevmesine neden oluyor.

Yasaktan, haramdan günahtan kaçınmamak ise bizi Allah’tan uzaklaştırıyor ve Allah’ın bizi terk etmesine neden oluyor, bizim sıkıntıya düşmemize, rızkımızın daralmasına neden oluyor. Hani Musa Peygamber zamanında kuraklık oluyor. El birlik yağmur duasına çıkılıyor, yağmur yağmıyor. Musa peygamber Allah’a niyazda bulunuyor.

- Ya Rabbi, dua ediyoruz, yağmur yağmıyor? Diyor.

- İçinizde bir günahkar var, deniliyor…

Kur’an-da Hıcır şehrinin dokuz yaramaz yüzünden helak olduğu bildiriliyor.

Rahmet de cezada bizim yüzümüzdendir, işlerimiz yüzündendir. Bazen de iyiler yüzünden esirgeniriz, rahmete nail oluruz.

Kul azmayınca Allah yazmaz.

Kur’an-da: “Allah kimseye zulmetmez, insanlar kendi kendilerine zulmederler, sıkıntının belanın gelmesine neden olurlar.” (Yunus: 44) denir.

Biz iyi bir kul olsak Allah bize göğün gürültüsünü, yerin sarsıntısını hissettirmezdi. Yolda melekler önümüze geçer bizimle musahafa ederdi.

İyi bir kul olmak için sık sık kendimize: “Allah beni niçin yarattı, benden ne istiyor, hayatın gayesi nedir? Diye sormalıyız.

Dünyaya eğlenmeye, zevk almaya mı geldik?

Cenab –ı Allah: Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir, eğlence için yaratılmadınız.” İkazında bulunuyor.

Bu dünyaya ağlaya ağlaya geldik, öyle yaşamalıyız ki ağlata ağlata giderken kendimizde gülmeliyiz.

Eğer dünyada çok gülersek, gözyaşı dökmezsek, sonuçta ağlayanlardan oluruz. Dünyada ağlamayanı Allah ahirette ağlatır.

Dünyada çok gülmek kalbi karartır. Kalp göz yaşı ile yumuşar. Tevbe gözyaşı ile edilir. Dua gözyaşı ile kabul olur. Günah kirleri gözyaşı olmadan temizlenmez.

Kur’an okuyan birine peygamber: “Hani gözyaşın? Demiştir. “Eğer benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız, evlerinizde rahat yatamazdınız” buyurmuş.

İyi bir Müslüman olmak hem çok kolay, hem de çok zordur. İnsan hangi kapıyı zorlarsa kendisine o kapı açılır. Hangi yola düşerse farklı yerlere varır.

Rabbım hepinizi, hepimizi iyi kul, iyi Müslüman olmamızı sağlasın ve kurtulanlardan etsin inşallah.





.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
 
  Bugün 4 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=